Azerbaycan'i evimizde 1-0 yenerek, zorlansak da adimizi play-off a yazdirdik. Ben Almanya veya Azerbaycan maciyla ilgili birseyler yazmak istemiyorum. Ozet olarak kotu futbol oynuyoruz, Almanya takimda oynayan Turklerin hatrina 3-1 kazandi. Istese 6-7 atardi rahat.
Benim ilgimi ceken olay, Hamit ve Hiddink'in bu donemde verdigi demecler oldu. Hiddink takimin yetersizliginden, Hamit ise takim ici problemlerden bahsetti. Aslinda ikisi de asagi yukari ayni seyleri anlatmak istiyordu ama bence Shuster, Del Bosque bile acik acik soyleyememisken, bizim takimdan birilerinin soylemelerini beklemek hata olur.
Bence bizim milli takimin, ve kulup takimlarimizin bas problemi disiplinsizlik. Disiplinsizlik Turkiye'de gece hayati, antreman kacirmak/gec gelmek, hakemlerle ugrasmak gibi anlasiliyor. Disiplinli hocada surati asik, azar ceken hoca oluyor. Saha icindeki disiplinsizlikten kimse bahsetmiyor nedense...
Turkiye'de bir hucum futbolu arzusu tutturulmus gidiyor. (Lucescu zamaninda Galatasaray'dan takimi defansif oynattigi icin gonderilmisti hatirlarsaniz ama bence sadece takimi cok disiplinli oynatiyordu). Bence bu hucum futbolu isteginin ardinda oyun icindeki disiplinsizligi ve konsantrasyon eksikligini gizleme arzusu yatiyor. Disiplinsiz sekilde hucum edip, zor da olsa gol atabilirsiniz ama disiplinsiz bir savunmanin ayakta durmasinin imkani yok.
Mario Gomez'in attigi golde, kaleci topu elinden cikarttiktan 6-7 saniye sonra top bizim ceza sahamiza geldi. Cunku bizim on liberolarimiz hala kafalarinda kacan pozisyonu dusunuyorlardi. Servet ve Gokhan 50 metreden gelen pasta, Mario Gomez gibi bir oyuncuyu ofsayta dusurmeyi beceremediler. Servet sonradan calim yedi, evet Servet agir, kolay calim yiyor, kolay faul yapiyor vs. ama bunlar bence ikinci planda kalan seyler. Asil dusunulmesi gereken, onlarin kalecisi nasil topu elinden 2-3 saniyede cikardi ve Schweinsteiger'i buldu. Schweinsteiger'e neden kimse basmadi. Defans neden cikip Gomez'i ofsayt'a dusurmedi.
Bu gol Almanlarin nasil disiplinli ve konsantrasyonu yuksek bir takim oldugunun ve bizim de tam tersi oldugumuzun kanitidir. Yetenek acisindan daglar kadar fark oldugunu dusunmuyorum ama bizim futbolcularimiz 90 dakika boyunca sadece futbola konsantre olacak kadar futbol altyapisi edinememisler.
Bu dunyadan silinip, kafalarinda sadece almalari gereken pozisyon, kosmalari gereken yer, top kendilerine gelirken pas atabilecekleri yer olmasi gerekirken, transfer dusunceleri, egolarinin sesi, maci kafada degerlendirme, belki de puan hesaplari geciyor kafalarindan. Bu sebeple hic bir oyun planina bagli kalmayip, bazen kanattan hucum edip, bazen ortadan olmadik yerden sut cekip. Bazen uzun top oynuyor, bazen de kisa pas yapiyoruz. Sol acigimiz kafasina esip orta saha oynamaya basliyor, hali saha macinda oldugu gibi yakinda yorulanin kaleye falan gectigini gorsem sasirmayacagim.
Bizim futbolculardan hicbiri(stoperler bekler bile!) bulundugu pozisyonu "topun kaybedilebilecegi" dusuncesine gore almiyor, hem en olmadik yere pas atsa bile... Cunku pasi attiktan sonra konsantrasyonunu kaybediyor, oyuna daliyor resmen. Bu sebeple forvetlerimiz donen toplari tamamlayip gol atamiyor, attigimiz suttan sonra kaleci vurusundan gol yiyoruz, kanat forvetleri orta sahalar kanat hucumlarinda ceza sahasi icine veya yakinina gelmiyor vs. vs.
Ben su anki milli takimda bu kaliba uymayan sadece 3 futbolcu sayabilirim: Emre, Hamit, Burak. Geri kalaninin hepsi disiplinsiz, hepsi dusuk konsantrasyona sahip...
12 Ekim 2011 Çarşamba
5 Eylül 2011 Pazartesi
Vefa, Etik vs.
Drago Gabric 22 Mayis 2011 de gecirdigi trafik kazasi sonucu 5 gun komaya girdi. Muhtemelen bir daha hic futbol oynayamayacak. Trabzonspor kontratinda bulunan bir maddeden faydalanarak Gabric'in sozlesmesini fesh etti.
3 Eylül 2011 Cumartesi
Hiddink-Çetin: A Milli Hüsran
Son Maç: Kazakistan
Maçın başında hala Terim'den kalma "Bu takımlara erken gol bulamazsak dirençleri artar" mantığı ile hücumlar görüyoruz. Sağda bir taç oluyor, Sabri müthiş deparla geliyor tacı atmaya, rakibi dağınık yakalayacak ya, sonra 30 saniye atacak adam beğenemiyor! Allah ım sen sabır ver! Yaw bu Kazakistan dünya sıralamasında 126. takım, dağınık yakalasan ne olur yakalamasan ne olur, golü erken bulsan ne olur geç bulsan ne olur????? Bak Almanya da Belçika da Kazaklara ilk yarıda gol atamamışlar, ikinci yarılarda biri 3, biri 2 gol atmış! Bu çapsız takım seninle ne kondisyon ne de motivasyon olarak yarışabilir, er geç dağılırlar telaşın niye?
Düşünüyorum bu Hiddink takımın telaşından korktu da bir kaza gelmesin diye mi Selçuk Şahin i oyuna aldı (bunu Terim bile yapmazdı!)! Dünyanın 126. takımına karşı evinde 1-0 önde iken neden ortasahaya defansif takviye yaparsın? Mantıklı bir açıklama bilen var mı? Kazaklardan yiyeceğin gol anca böyle anormal bir gol olur, onu defansif ortasaha ile engelleyemezsin. Aynen derslik bir maç oldu, top yapamayan takıma ortasahada basmaya çalıştık! Facia!!
Facia üstüne facia, Kazaklardan bir gol yedik diye maçın bitmesine yarım saatten fazla zaman var, inanılmaz panik bir şekilde hücum ediyoruz! O kadar paniğizki atacağımızı atamıyoruz! Penaltı kaçırıyoruz! 78 de rakip kaleci yine yanlış çıkıyor, Burak yine dokunuyor, ama bu sefer golü hakem vermiyor, telaşımızı iyice arttırıyoruz! Sonuç olarak maçı yine son dakikalara sıkıştırıyoruz. 90+5 te maçı getirecek ya da götürecek serbest vuruşta topu 12M€ luk topçumuza veriyoruz, öyle bir vuruyorki akıllara zarar! Ya barajdan geçmez, ya da geçse kaleci tutar! Ama bunlar olmuyor top baraja çarpıyor, kaleciyi yanıltıyor ve kaleye giriyor. Yani şunu diyorum, maçı yine BİZ alamıyoruz! Kısmet, ve bu yaşadıklarımız bana bana F.Terim dönemini hatırlatıyor!
Bu maç özelinden çıkıp ikiliye bakarsak,
İkilinin A Milli Serüveni
Hiddink-Çetin ikilisi ile milli takımımız bir yılını doldurdu. Bu bir yıl içerisinde milli takımız Euro2012 eleme grubunda 7 resmi maçta 4 galibiyet, 2 beraberlik 1 de mağlubiyet aldı.
7 resmi maçı düşündüğümde ilk aklıma Almanya maçı geliyor. Deplasmanda 3-0 kaybettiğimiz maçta skor bizim için çok iyi idi. rakip kaleye hiç gidemediğimiz maçta Almanlar biraz gaza bassa bizi kevgire çevirebilirlerdi. Utanç duyduk.
Diğer aklıma gelen maç Azerbaycan deplasmanı! Yine karaktersiz bir futbolla, 3 kişinin topun üzerinden atladığı korner organizasyonunda gelen akrobatik gol ile mağlup olduk! Futbol seviyemizin mukayese bile edilemeyeceği kardeş ülkeden elimiz boş döndük! Maçtan sonra gündemimiz ise E.Belözğlunun "Milli takımı bırakıyorum" tripleri idi!!!
Yine diğer aklıma gelen maç Belçika deplasmanı. Rakibin penaltı kaçırdığı maçta yine futbolumuz yerlerde sürünüyordu ve biz 1-1 beraberlikle aldığımız 1 puana şükrediyorduk!
Deplasman performansımıza bakacak olursak önümüzdeki Avusturya maçından 3 puan almamız zor görünüyor, Allah ım ne günler görüyoruz!
İçerideki maçlara gelince, kazandığımız Belçika ve Kazakistan maçları, tam bir korkulu rüya!!
Diyelimki bu takım grubu 2. bitirerek şampiyonaya katıldı, oynanan 7 maça bakarsanız, Euro 2012 de bu teknik ekiple devam etmek ister misiniz?
Milli takımımız, öyle yada böyle Dünya ve Avrupa 3.lüğü görmüştür, artık bu takımı idare etme görevine talip olan kişiler bu başarıları aşacak sonuçlar üretmek üzere görevi geldiğinin bilincinde olmalı. Biz öyle talep ediyoruz, ama gidişattan ben bu ekipte öyle potansiyel göremiyorum!
Gidişat demiş iken bu adamların gelişatlarına(!) da bir bakalım!
İkilinin Gelişi
Aslında Hiddink elde ettiği uluslararası başarıları ile kamuoyu tarafından kabul görecek tek yabancıydı diyebiliriz. Öyle olmasına rağmen Hiddink in gelişi, yaşanan bazı yamukluklar yüzünden gerekli kamuoyu desteğini bulamadı. Neydi o yamukluklar? Görüşmeler başladığında Rusya nın teknik direktörü idi Hiddink. Hatta görüşmeler bittiğinde bile Rusya nın teknik direktörü idi!!! Hatta ve hatta bizde göreve başladığında bile Rusya nın teknik direktörü idi !! Öyle olmalıydıki grubun ilk iki maçında takımın başında değil tribünde idi! Hatta o dönemde oyuncu seçimlerini bile O.Çetin in yaptığı söyleniyordu! Tam bir muamma yani! Sonra geçen zaman içinde Hiddink in sözleşmesi çıktı ortaya! Gerçi çıkmasa da olurdu, çünkü Hiddink vergi cingözlüğü yapacak diye ödenen paranın gizli olması maddesi vardı (Meclise kadar gitti bu konu, MÖzgener zor yırttı)!!! Adam zaten maaşını (tahminen yıllık 4M€ nun üzerinde) Hollanda ya değil vergi avantajlı başka bir ülkeye transfer ettiriyordu! Yani adam rahat vergi kaçırsın diye ülkemiz sözleşmesine kadar bu pisliğe alet edilmişti!! E bunlar yeteri kadar mide bulandırıcı idi, kamuoyu desteği nasıl olsun idi!
Peki ya Oğuz Çetin in gelişi? Hiddink gibi bir adama yardımcılık yapmak demek geleceği açılsın diye yol vermek demektir, kişinin kendini geliştirmesine maksimum düzeyde destek vermek demektir. Şöyle bir hava vardı, bu göreve F.Terim in milli takım ekibinden biri gelecekti. Bu ekipte yardımcıları Müfit Erkasap, Oğuz Çetin, Metin Tekin ve Eser Özaltındere, başka görevlerde Ali Gültiken, Abdullah Ercan gibi isimler vardı. Tüm bu isimlerin içinden Oğuz Çetin seçildi. Bunun sebebi hiçbir zaman bilinmedi ama Çetin in uyumlu profilinin, pek ses çıkarmayan kişiliğinin etkili olduğu iddia edildi! Yani ben şöyle tercüme edeyim, Çetin, yukarıdan gelen talepleri "hay hay" ile karşılayıcı, düşünüp değerlendirip itiraz edebilecek cesaret ya da kapasite ya da mizaca sahip olmama özelliklerindeki kişiliğini uyumlu profil politikasına dönüştürerek başarılı olmuştu. Ama benim bildiğim efsane hocalar, yardımcı iken böyle karakterler değillerdi, üstlerine itiraz etme doğru bildiğini savunma, tartışma yetilerine sahiplerdi! Mesela Sepp Piontek in yardımcısı F.Terim in, Derwall in yardımcısı Denizli nin itirazları bilinir, günümüzde de Şenol Güneş in yardımıcı Ünal ile ilgili duyduk. Bence olması gereken profil aslında budur, onun için Çetin in efsane bir hoca olabileceğine şimdiden inanmıyorum, silik ve politik karakteri de milli takımdan bir an önce uzaklaşırsa sevinirim.
Neyse bu tiplemelerle ilgili değerlendirmelerim böyle, teknik taktik konuları bu Kazakistan maçı özelinde yüzeysel bir şekilde geçtim ama teknik taktiğe gelmedende bu adamlar ile ilgili konuşulacak çok şey var! Teknik/taktik/oyuncu seçimi konularında da konuşulacak çok şey var ama bence bunlar gitsin, biz de daha fazla konuşmayalım :)
Gelen gideni aratır diye boşuna dememişler harbi, Terim i arıyorum:)) Neyse neyse, Allah tan GS nin başında :D
Maçın başında hala Terim'den kalma "Bu takımlara erken gol bulamazsak dirençleri artar" mantığı ile hücumlar görüyoruz. Sağda bir taç oluyor, Sabri müthiş deparla geliyor tacı atmaya, rakibi dağınık yakalayacak ya, sonra 30 saniye atacak adam beğenemiyor! Allah ım sen sabır ver! Yaw bu Kazakistan dünya sıralamasında 126. takım, dağınık yakalasan ne olur yakalamasan ne olur, golü erken bulsan ne olur geç bulsan ne olur????? Bak Almanya da Belçika da Kazaklara ilk yarıda gol atamamışlar, ikinci yarılarda biri 3, biri 2 gol atmış! Bu çapsız takım seninle ne kondisyon ne de motivasyon olarak yarışabilir, er geç dağılırlar telaşın niye?
Düşünüyorum bu Hiddink takımın telaşından korktu da bir kaza gelmesin diye mi Selçuk Şahin i oyuna aldı (bunu Terim bile yapmazdı!)! Dünyanın 126. takımına karşı evinde 1-0 önde iken neden ortasahaya defansif takviye yaparsın? Mantıklı bir açıklama bilen var mı? Kazaklardan yiyeceğin gol anca böyle anormal bir gol olur, onu defansif ortasaha ile engelleyemezsin. Aynen derslik bir maç oldu, top yapamayan takıma ortasahada basmaya çalıştık! Facia!!
Facia üstüne facia, Kazaklardan bir gol yedik diye maçın bitmesine yarım saatten fazla zaman var, inanılmaz panik bir şekilde hücum ediyoruz! O kadar paniğizki atacağımızı atamıyoruz! Penaltı kaçırıyoruz! 78 de rakip kaleci yine yanlış çıkıyor, Burak yine dokunuyor, ama bu sefer golü hakem vermiyor, telaşımızı iyice arttırıyoruz! Sonuç olarak maçı yine son dakikalara sıkıştırıyoruz. 90+5 te maçı getirecek ya da götürecek serbest vuruşta topu 12M€ luk topçumuza veriyoruz, öyle bir vuruyorki akıllara zarar! Ya barajdan geçmez, ya da geçse kaleci tutar! Ama bunlar olmuyor top baraja çarpıyor, kaleciyi yanıltıyor ve kaleye giriyor. Yani şunu diyorum, maçı yine BİZ alamıyoruz! Kısmet, ve bu yaşadıklarımız bana bana F.Terim dönemini hatırlatıyor!
Bu maç özelinden çıkıp ikiliye bakarsak,
İkilinin A Milli Serüveni
Hiddink-Çetin ikilisi ile milli takımımız bir yılını doldurdu. Bu bir yıl içerisinde milli takımız Euro2012 eleme grubunda 7 resmi maçta 4 galibiyet, 2 beraberlik 1 de mağlubiyet aldı.
7 resmi maçı düşündüğümde ilk aklıma Almanya maçı geliyor. Deplasmanda 3-0 kaybettiğimiz maçta skor bizim için çok iyi idi. rakip kaleye hiç gidemediğimiz maçta Almanlar biraz gaza bassa bizi kevgire çevirebilirlerdi. Utanç duyduk.
Diğer aklıma gelen maç Azerbaycan deplasmanı! Yine karaktersiz bir futbolla, 3 kişinin topun üzerinden atladığı korner organizasyonunda gelen akrobatik gol ile mağlup olduk! Futbol seviyemizin mukayese bile edilemeyeceği kardeş ülkeden elimiz boş döndük! Maçtan sonra gündemimiz ise E.Belözğlunun "Milli takımı bırakıyorum" tripleri idi!!!
Yine diğer aklıma gelen maç Belçika deplasmanı. Rakibin penaltı kaçırdığı maçta yine futbolumuz yerlerde sürünüyordu ve biz 1-1 beraberlikle aldığımız 1 puana şükrediyorduk!
Deplasman performansımıza bakacak olursak önümüzdeki Avusturya maçından 3 puan almamız zor görünüyor, Allah ım ne günler görüyoruz!
İçerideki maçlara gelince, kazandığımız Belçika ve Kazakistan maçları, tam bir korkulu rüya!!
Diyelimki bu takım grubu 2. bitirerek şampiyonaya katıldı, oynanan 7 maça bakarsanız, Euro 2012 de bu teknik ekiple devam etmek ister misiniz?
Milli takımımız, öyle yada böyle Dünya ve Avrupa 3.lüğü görmüştür, artık bu takımı idare etme görevine talip olan kişiler bu başarıları aşacak sonuçlar üretmek üzere görevi geldiğinin bilincinde olmalı. Biz öyle talep ediyoruz, ama gidişattan ben bu ekipte öyle potansiyel göremiyorum!
Gidişat demiş iken bu adamların gelişatlarına(!) da bir bakalım!
İkilinin Gelişi
Aslında Hiddink elde ettiği uluslararası başarıları ile kamuoyu tarafından kabul görecek tek yabancıydı diyebiliriz. Öyle olmasına rağmen Hiddink in gelişi, yaşanan bazı yamukluklar yüzünden gerekli kamuoyu desteğini bulamadı. Neydi o yamukluklar? Görüşmeler başladığında Rusya nın teknik direktörü idi Hiddink. Hatta görüşmeler bittiğinde bile Rusya nın teknik direktörü idi!!! Hatta ve hatta bizde göreve başladığında bile Rusya nın teknik direktörü idi !! Öyle olmalıydıki grubun ilk iki maçında takımın başında değil tribünde idi! Hatta o dönemde oyuncu seçimlerini bile O.Çetin in yaptığı söyleniyordu! Tam bir muamma yani! Sonra geçen zaman içinde Hiddink in sözleşmesi çıktı ortaya! Gerçi çıkmasa da olurdu, çünkü Hiddink vergi cingözlüğü yapacak diye ödenen paranın gizli olması maddesi vardı (Meclise kadar gitti bu konu, MÖzgener zor yırttı)!!! Adam zaten maaşını (tahminen yıllık 4M€ nun üzerinde) Hollanda ya değil vergi avantajlı başka bir ülkeye transfer ettiriyordu! Yani adam rahat vergi kaçırsın diye ülkemiz sözleşmesine kadar bu pisliğe alet edilmişti!! E bunlar yeteri kadar mide bulandırıcı idi, kamuoyu desteği nasıl olsun idi!
Peki ya Oğuz Çetin in gelişi? Hiddink gibi bir adama yardımcılık yapmak demek geleceği açılsın diye yol vermek demektir, kişinin kendini geliştirmesine maksimum düzeyde destek vermek demektir. Şöyle bir hava vardı, bu göreve F.Terim in milli takım ekibinden biri gelecekti. Bu ekipte yardımcıları Müfit Erkasap, Oğuz Çetin, Metin Tekin ve Eser Özaltındere, başka görevlerde Ali Gültiken, Abdullah Ercan gibi isimler vardı. Tüm bu isimlerin içinden Oğuz Çetin seçildi. Bunun sebebi hiçbir zaman bilinmedi ama Çetin in uyumlu profilinin, pek ses çıkarmayan kişiliğinin etkili olduğu iddia edildi! Yani ben şöyle tercüme edeyim, Çetin, yukarıdan gelen talepleri "hay hay" ile karşılayıcı, düşünüp değerlendirip itiraz edebilecek cesaret ya da kapasite ya da mizaca sahip olmama özelliklerindeki kişiliğini uyumlu profil politikasına dönüştürerek başarılı olmuştu. Ama benim bildiğim efsane hocalar, yardımcı iken böyle karakterler değillerdi, üstlerine itiraz etme doğru bildiğini savunma, tartışma yetilerine sahiplerdi! Mesela Sepp Piontek in yardımcısı F.Terim in, Derwall in yardımcısı Denizli nin itirazları bilinir, günümüzde de Şenol Güneş in yardımıcı Ünal ile ilgili duyduk. Bence olması gereken profil aslında budur, onun için Çetin in efsane bir hoca olabileceğine şimdiden inanmıyorum, silik ve politik karakteri de milli takımdan bir an önce uzaklaşırsa sevinirim.
Neyse bu tiplemelerle ilgili değerlendirmelerim böyle, teknik taktik konuları bu Kazakistan maçı özelinde yüzeysel bir şekilde geçtim ama teknik taktiğe gelmedende bu adamlar ile ilgili konuşulacak çok şey var! Teknik/taktik/oyuncu seçimi konularında da konuşulacak çok şey var ama bence bunlar gitsin, biz de daha fazla konuşmayalım :)
Gelen gideni aratır diye boşuna dememişler harbi, Terim i arıyorum:)) Neyse neyse, Allah tan GS nin başında :D
26 Ağustos 2011 Cuma
Avrupa'da Turk futbolu
Gecen sene Avrupa'da mucadele hakki kazanan takimlar
Fenerbahce - SL.
Trabzon - SL oneleme
Bursa - AL
Besiktas - AL
Gaziantep - AL
Bu takimlardan bir Trabzon ve Besiktas kaldi. Besiktas son anda yirtti, Trabzon'da Sampiyonlar liginden ve Avrupa liginden elenmesine ragmen sampiyonlar liginde. Benim iki takiminda bir ust tura gececeginden umudum yok.
Hatta lige kalmadan once bir tur daha eleme olsaydi, ikisi de Almanya'nin Ingiltere'nin hatta Hollanda ve Belcika'nin orta sira takimlariyla eslesselerdi elenirlerdi muhtemelen.
Eskiden Mart ayini gorebilen kulup, goremeyen kulup ayrimi yapilirdi. Su anda Eylulu gorebilen kulup sayisi 2. Bunun sike vs. ile de alakasi yok.
Kendimizi kandirmayalim. Ukrayna, Romanya, Rusya bizim 5-10 sene once oldugumuz yerdeler. Biz ise Yunanistan ve Israil ile ayni siniftayiz...
Fenerbahce - SL.
Trabzon - SL oneleme
Bursa - AL
Besiktas - AL
Gaziantep - AL
Bu takimlardan bir Trabzon ve Besiktas kaldi. Besiktas son anda yirtti, Trabzon'da Sampiyonlar liginden ve Avrupa liginden elenmesine ragmen sampiyonlar liginde. Benim iki takiminda bir ust tura gececeginden umudum yok.
Hatta lige kalmadan once bir tur daha eleme olsaydi, ikisi de Almanya'nin Ingiltere'nin hatta Hollanda ve Belcika'nin orta sira takimlariyla eslesselerdi elenirlerdi muhtemelen.
Eskiden Mart ayini gorebilen kulup, goremeyen kulup ayrimi yapilirdi. Su anda Eylulu gorebilen kulup sayisi 2. Bunun sike vs. ile de alakasi yok.
Kendimizi kandirmayalim. Ukrayna, Romanya, Rusya bizim 5-10 sene once oldugumuz yerdeler. Biz ise Yunanistan ve Israil ile ayni siniftayiz...
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Fikstür Çekimi
TFF bence bugün bir kepazeliğe de fikstür çekiminde imza atacak. Şu an sadece iddia ediyorum tabi, o da şu, bence özellikle Fenerbahçe yi, ligin ilk yarısında yine derby deplasmanlarına göndermeyecekler. Ayrıca buna ek olarak, Sivas ve Eskişehir deplasmanlarına da göndermeyecekler. Bunun sebebi de olası saha/seyirci olayları olacak.
Hatta bahsettiğim deplasmanlar sezon sonuna doğru bile olsa bence o zaman da deplasman taraftarı götürmeme kararı bile alınabilir. Hatta kadıköy de oynanacak derby maçlarına da misafir takımın taraftar getirmesi engellenebilir.
Bakalım tabi bunları sadece iddia ediyorum.
Dediğim gibi olursa Federasyon sizce bugün nasıl bir .ok yediğini ve nasıl bir ligi başlatmak üzere olduğunun farkına varıp "naptık biz?" der mi?
23 Ağustos 2011 Salı
Yerdeki Türk Futbolu
Blogumuzda tam 1 yıldır herhangi bir şey yazılmamış, sanırım sebebi blog yazarlarının GS ve BJK taraftarları olması, geçen seneye dair yazacak bişi yok:)
Yeni sezon başlayamadan ertelendi, yaşananlara bakacak olursak bu sene için de yazacak iç açıcı herhangi bir şey yok aslında. Bu sefer sadece bizim açımızdan değil, tüm futbol camiası açısından tam bir hüsran.
Ben olup biten ile ilgili görüşlerimi özetlemek istedim.
Şike-Teşvik-Ceza
Ben son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Bana kalsa, ligi aynen 5 Ağustos ta başlatırdım. Ertelememek için tek argümanım gizliliği olan bir davada zanlılardan savunma alamam olurdu. Çünkü kimsenin savunma yapmanın hakkını elinden alamazsınız. Savunma almadan ceza vermek adil olmayacağına göre, ligi hiç ertelemezdim. Savcılıktan herhangi bilgi/belge istemezdim, henüz ceza verilemeyeceğine göre bilgi/delil isteyip ortalığı sulandırmanın da alemi olmazdı. Federasyon olarak, soruşturma iddianamesinin ortaya çıkması, ve gizliliğin kalkmasının ardından federasyon ve gerekli kurulları ile disiplin süreçlerini başlatacağımı beyan ederdim. Dediğim gibi tüm bunlar için tek sebebim "gizlilik nedeni ile savunma alamama ve dolayısı ile ceza verememe" olurdu. Ayrıca bu süreye kadarda hiç kimseyi PFDK ya sevk etme işlemi de başlatmazdım. Çünkü ortada dolaşanlar resmi belge/delil değil, basına sızmış bilgiler idi, gerçekliği bile şüpheli bilgiler. Yani bu ortamda federasyonun herhangi bir kurulunu işletmeye çalışmak, suyu bulandırmaktan başka işe yaramazdı(bugün olduğu gibi!).
Yalnız Süper Ligi başlatırken, düşen 3 takımı da alacak şekilde 21 takımla başlatır, Bank Asyayı ise 15 (Ankaraspor ile 16 galiba) takımla başlatırdım lige. Çünkü geçtiğimiz sezona bir şaibe bulaşmış ise düşen takımlar da bunun mağduru olabilirdi, o yüzden kimseyi mağdur etmemek için böyle bir karar alırdım.
Avrupa kupalarına gitmeyi hak etmiş takımlar için ise şunu bilmek gerekir. Şaibeli bir takım Avrupa da mücadele etti diye ülke olarak ceza alma ihtimalimiz var mı? Eğer var ise 1 sene hiçbir takımı Avrupaya göndermezdim. Yok ise mevcut ilan edilen başarılara göre dileyen takım gidebilir derdim (bugün olduğu gibi).
İddianame ortaya çıktığında gerekli süreçleri başlatır, incelemeyi, soruşturmayı tamamlar, cezayı keser, itiraz/tahkim sürecini başlatır ve toplam 6-8 ay içinde aceleye getirmeden bu işleri sonuçlandırırdım. Bütün sezon ister istemez bunun gölgesinde oynanırdı, yapacak bir şey yok ama, haklıların mağdur olmayacağı, haksızların cezalandırılacağı yönünde de kanaat sanırım oluşurdu.
Ben yukarıda anlattığım gibi davranırdım. Bunları şimdi yazıyorum, 1 ay önce bu bakış açısına sahip değildim, şimdi geçmişe bakınca bunun doğru olduğunu düşünüyorum. Ben bir ay sonrasını demek ki göremiyorum, umarım ileride daha basiretli olurum. Ama milyonları yönetenler daha basiretli olmak için geleceği beklemese!
Cezalar
Ben mevcut cezaların ağır olduğunu düşünüyorum. Hali hazırda sorumsuz karanlık yöneticilerin/basın mensuplarının/teknik kadronun/futbolcuların dahli ile gerçekleşen kirli işlerin cezasını masum taraftarlar çekmektedir. Hiçbir ceza verilmese bile, taraftarlar şaibeli kupalara sevindikleri için vicdan azabı zaten yaşarlar. Haram kupaları müzelerinde zaten istemezler, haksız olarak elde edilen bütün başarıları iade etmek isterler. Bütün bu hislerde olan masum taraftarlara alt lige düşürülme cezası fazladır.
Onun için ben en başta anlattığım iddianamenin beklenmesi esnasında mevcut yasanın tadilatı ile uğraşırdım, gerek kulüpler birliğinde gerekse başbakanlıkta/mecliste. Küme düşürme cezası artık nerede ise, onu değiştirmeye uğraşırdım. Haksız elde edilen başarıların hak edenlere iadesinden başlardım, suça bulaşmış takımları sezonu sonuncu bitirmiş sayar (ama düşürmez), suçun niteliğine göre, düşen takımları düşürmeme kararı alır, suçun niteliğine göre yine bir sonraki sezon suça bulaşmış takımları gerekli miktarda eksi puan ile başlatırdım. Yasa da bu anlattığım şekle getirecek tadilat için uğraşırdım daha doğrusu. (Bu suçlar düşme hattında olmuş ise suçluyu düşürürdüm ama, aklımdaki cezalar biraz daha komplike aslında :))
Bu fikirlerim çok eleştirilebilir, Beşiktaşlısın şaibeye bulaştınız diye kıvırıyorsun diyenler olabilir, ama samimi şekilde söylüyorum böyle değil. Ben Beşiktaşın küme düşürülebileceğine inanmıyorum. Beşiktaşı 1 maç ile küme düşürürsen Feneri düşürecek yer bulamazsın. Ben tamamen bunlardan bağımsız, suçsuzların mağdur edilmesi açısından düşünüyorum.
Dünya da uygulama böyle değil diyebilirsiniz, bunda haklısınız ama cezayı böyle uygulamış federasyonlarla da görüşmek gerekir. Onlar da gönül verenlerin gereğinden fazla cezalandırıldığını düşünüyor olabilirler.
Bu arada mağdur olacak taraftar diye bahsettiklerimin sayısı da çok önemli değil, yani masum taraftar sayısı 10 da olsa 10 milyon da olsa farketmez, kimse gereksiz cezalandırılmamalı.
TFF
Şu anki kaotik ortamın sebebi içerideki şüpheliler değil TFF dir. Soruşturmanın ilk gününden beri sürdürdükleri tutarsız tavır ve kararları kaotik bir ortam oluşturmuştur. Hadi MAA yeni, o basketçi kaç sezondur TFF de ben unuttum! Bir süreç ancak bu kadar yüze göze bulaştırılır. Yok ertelenmeyecek, yok erteledik hava sıcaktı, etik kurulu baksın gerekeni yapacağız, yok iddianameyi bekleyeceğiz, delil yetersiz, bazı maçlarda şike yapılmış, bazılarında teşebbüs olmuş, yok gizlilik, bla bla bla. Tam bir acz! İddianame yi bekleyeceksen niye ligi erteledin, ne diye sulandırdın bu kadar?
İşin en acısı da, gizli denilen davada etik kurulu incelemeyi yapıyor, federasyon karar(sızlığ)ını açıklamadan 4 gün önce tüm basın çarşaf çarşaf yazıyor ne geleceğini. Bu kadar mı güvenilmez olursunuz?
Son olarak ta şimdi Play Off kumpanyası! Onu aşağıda yazdım.
UEFA
UEFA ile ilgili çok söyleyeceğim bir şey yok, tek düşüncem TFF ben ne kadar güvenmiyorsam, UEFA da o kadar güvenmiyor. Yoksa buraya gelen müfettiş, "napıyorsunuz, kararınızı gördük, eleştirebileceğimiz hususlar var o yüzden ne düşünüyorsunuz bilelim belki biz yanlışızdır" der. Ama öyle olmuyor müfettiş ta savcıya kadar gidiyor! Gizli dava ile ilgili UEFA yetkilisi savcı ile görüşüyor!!! Ya TFF ye güvenmiyorlar ya da TFF kendi aldığı kararlara güvenmiyor, isterseniz bir de sizi görüştürelim savcı ile diyorlar! UEFA açısında durumun hayra alamet olmadığı kesin!
Play Off
Play Off kumpanyası ise TFF aczinin son imzası. Fikri ile değil, getiriliş şekli ile. Yukarıda bir çok şeyi nasıl tartışıyor ise Play Off ta bir çok açıdan tartışma gerektiren bir konu, ama federasyon ve kulüpler birliği kamuoyu desteği almadan böyle bir sistem dayatıyor 20 güne başlayacak lige! Sırf bu dayatmaya inat, play off lara kadar ne maç izleyeceksin, ne maça gideceksin, 40 haftalık senede ya hiç ya da 6 hafta takip edip .öt edeceksin mucitlerini! Ama bu ülkede nerede böyle toplu tepki! Ne verseler yediğimizi bildikleri için esirgemiyorlar!
Lanet olsunki böyle federasyona, şu Play Off un avantaj dezavantajını tartışamıyoruz ağız tadı ile! Belki UEFA nın ipimizi çekeceğini öğrendiler, hafta içi maçları için yer arıyorlardı, şimdi bu icadı düşünmeden dayatıyorlar!
Özet diye başladığım düşüncelerim uzun oldu epey kusura bakmayın. Son olarak, Bütün bu yaşananlarda en zayıf halkayı TFF olarak görüyorum, şu ana kadar yaptıkları ile büyük bir kaosa sürüklediler ülke futbolunu, bunun etkileri lig başlayınca görülecek. Şimdi de lig başlayınca yaşanacaklara suçlu aramaktalar, beyanat veren kulüplerden başladılar! Ama olacakların sorumlusu bence Aziz Yıldırım dan TFF yöneticileridir. Dik duramayan, cesur olamayan, rüzgara göre eğilen haldeler! Bence bir an önce istifa etmeleri lazım, bence edeceklerde bu yıl bitmeden, ama yerlerine güçlü ve güvenilir bir alternatif çıkarsa daha çabuk giderler!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

